One Man Band by Pixar
2009 NBA Playoff final serisinin 2. maçı. Orlando Magic ilk maçı Los Angeles Lakers’a karşı 100-75 kaybetmiş. 2. maçta ilk maça nazaran çok daha güzel oynuyorlar. Maç 88-88 ve topun son kullanımı Lakers’ta. Top Kobe Bryant’ın ellerinde ve maçın bitimine saniyeler var, topu potaya gönderse basket olması kaçınılmaz (topu atan Kobe olunca). Ama oda ne. Kobe, Hidayet (Hedo) Türkoğlu’nu geçmiş olsa bile Hedo maçı bırakmıyor ve maçın bitmesine 2sn’den de az kaldığı bir sürede Kobe’nin şutunu blokluyor ve maçı uzatmaya götürüyor. Ama ne yazıkki uzatmada Los Angeles Lakers’a 101-96 yenilmekten kurtulamıyorlar.
2009 NBA Final Serisinde son durum
Los Angeles Lakers 2 -- Orlando Magic 0
Önümüzdeki 3 maç Orlando’da yapılacak. Ümit ediyoruz ki Hedo ve arkadaşları kendi sahalarında oynayacakları bu maçları kazanırlar.
Hedo’nun Kobe’ye Bloğu

Bal Arısı
Bu yazıda sizinle bir balarısının hayatını, başlangıcından sonuna kadar gün be gün inceleyeceğiz. Ve balarısının sergilediği fevkalade davranışları sırasıyla inceleceğiz.
Rabbin balarısına vahyetti:
“Dağlardan, ağaçlardan, insanların kurduğu kovanlardan kendine evler edin sonra mahsullerin hepsinden ye de, Rabbinin sana müseyyer kıldığı yollara çık.” Onların karınlarından çeşitli renklerde bir şerbet çıkarki, onda insanlar için şifa bulunur. Elbette bunda düşünen bir topluluk için bir ibret vardır. (Nahl Sûresi, 68-69)
Bahar ve yaz mevsimlerinde hayata gözünü açan bir balarısı, bu dünyada ancak altı hafta kadar süren bir ömür geçirir. Bu ömrün ise her günü kesin bir planla tayin edilmiştir. Gözünü ilk açtığı andan itibaren, sırasıyla ve süresiyle hangi görevde bulunacağı bellidir. Balarısı toplumun o harikularde organizasyonunu bir kat daha hayret perdesini saran, işte bu özelliğidir.
Yoğun bir mevsimde hergün 1500-2000 balarısı dünyaya gelir; hergün buna uygun sayıda balarısı bir görevden bir diğerine geçer; bir o kadarıda hayata veda eder. Normal olarak, kovanın temizliği, bakım, hemşirelik , bal üretimi, balmumu üretimi, petek yapımı, kovan tamiri, nektar veya polen toplama, yeni kaynaklar araştırma, yeni pazarlara yahut kovanın geleceğiyle ilgili kararlar alma gibi pekçok çeşitli hizmetlerin herbirinde, herbir balarısı tek tek bulunur. Üstelik bütüt bu görev değişiklikleri ve “terfiler” birkaç kafta içerisinde cereyan eder.
Bir balarısının ne anlam ifade ettiğini çözebilmek için, üç şeyi bir arada incelemek gerekir:
1- Balarısının kendisini ve yaşayışı
2- Balarısının toplum düzeni ve işleyişi
3- Balarısı ile dünya
Bu minik çalışkan varlıkların NE yaptıklarınıdan başka, NASIL yaptıklarına baktığımız zaman, birbirleriyle olan o son derece sıkı, yakın, candan sevgi ve saygı dolu ilişkilerle karşılaşırız. Bir kovanda her an binlerce arı kendilerini helâk edercesine binlerce kardeşinin yardımına koşmakta, bir böceğe kolay kolay yakıştıramayacağımız kadar büyük bir şefkatle onu besleyip büyütmektedir. Üretimin her aşamasındaki benzersiz yardımlaşma, karar aşamasında birbirinin buluşlarına değer verme gibi üstün özellikler de, bes belli, bir arının hayat biçiminde bizim gözümüze bir numune olarak serilmek istenen şeyler arasındadır.
Onun tarlalarda çiçek çiçek dolaşıp topladıklarını bize bal olarak sunuşu gibi, bu minik şefkat ve muhabbet makinesinden böyle bir ibret çıkarmak da insana yakışan şey olsa gerek…
Şimdi bir balarısının hayatına biraz göz atalım ve bu mükemmel bir şekilde donatılarak yaratılan varlığın akıl almaz bir şekilde doldurduğu hayatını inceleyelim.
Bugün, okulumuzun öğretmenlerinden birisinin düğünü vardı. Düğün hazırlıklarının bir parçası olarak ses sistemini ve masaları kurmak bize düşmüştü. Sabah 10′da düğünün yapılacağı yerde buluşup, bize düşenleri yapacaktık.
Evden geç çıkmıştım, vaktinden oraya yetişmemin imkanıda yoktu. Anayola çıkmış, normal bir hızda orta şeritte gidiyordum. Önümdeki aracı geçmek için hızlandım, şerit değiştirip geçtim ve orta şeritte yoluma devam ettim. Önümde boştu, hızımı yavaşlatamadan, polisin radarına yakalanmış oldum. Bir yönüyle kendim ettim kendim buldum.
Poliste öyle bir yere kurulmuşki, polis olduğunu anlamanın imkanı yok. Trafiğin aktığı tarafa doğru durmuş, sivil araba, sol arka camın üstüne değişik bir aparat kullanarak radarı koymuşlar. Arabanın yanına gelene kadar polis olduğunu anlayamıyorsun. Anladığındaysa iş işten geçmiş oluyor. Şekil 2A’da gözüktüğü gibi
Sonuç olarak polis beni durdurdu. 55 mph olan yerde 77mph ile gittiğimden ötürü durdurduğunu söyledi ve neden hızlı gittigimi sordu. Bende birlikte çalıştığım arkadaşımın düğün hazırlıklarını yapacaktık, geç kalmıştım dedim.
Pensilvanya ehliyetim temiz olduğu için hız yapmaktan ceza vermedi. Bu seferlik uyarıyorum, hız tabelalarına uymamaktan (nasıl bir kural/cezaysa) ceza veriyorum, hızdan dolayı ceza verseydim paranın yanında 4 ceza puanıda alacaktın, ama aldığın bu cezayla ceza puanı almayacaksın dedi ve elime $110′lık cezayı tutuşturdu.
Hız yapmaktan dolayı aldığım en son ceza 5 sene önceydi. İnşallah kısa sürede tekrarlanmaz.
1. Hindistan, Cava, Afganistan, Çin, Malezya, Endonezya, Açe, Zengibar, Orta Asya ve Japonya’ya elçiler ve din adamları gönderdi.
2. Dünyanın ilk dişçilik okulunu kurdu.
3. Paris’te İslam Külliyesi kurdu.
4. Çinlilere karşı Doğu Türkistan’a gönderdiği askeri yardım ile Orta Asya Müslümanlarını örgütledi.
5. Kudüs-Yafa, Ankara-İstanbul ve Hicaz demiryollarını yaptırdı.
6. Cami yaptırdığı her köye bir de okul açtı.
7. Modern matbaa makinelerini Türkiye’ye getirtti, ücretsiz kitap dağıttırdı, 6 bin kitabın çevrilmesini sağladı.
8. Beyazıt kütüphanesini kurup 10 bini el yazması olmak üzere tam 30 bin kitap bağışladı.
9. İlk defa elektriği ve gazı getirdi.
10. Ziraat Bankası’nı kurdu.
11. Dünyanın ilk torpido atan denizaltısını tamamen kendi parası ile yaptırdı.
12. Israrla yerli kumaş giydi, Hereke bez fabrikası ve Feshane’yi kurdu.
13. Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitap gönderdi. Yoksul halkına kendi cebinden ödeyerek kömür dağıttı.
14. Yalova Termal kaplıcalarını kurdurdu.
15. Terkos’un sularını İstanbul’a taşıttı.
16. İlk modern eczanemizi açtırdı.
17. İlk otomobili getirdi ve 5 bin km karayolunu yaptırdı.
18. Dünyanın ilk metrolarından birini Karaköy-Taksim arasına yaptırdı, atlı ve elektrikli tramvaylar kurdu.
19. Arkeoloji müzeciliğini başlattı.
20. İlk kuduz hastanesini (İstanbul Darü’l-Kelb Tedavihanesi) açtırdı.
21. Teselya savaşı sürerken saraylı hanımlara askerler için çamaşır diktirdi, yaralı askerler için bizzat kendi eli ile koltuk değneği yaptı.
22. Midilli adasını eşi Fatma Pesend Hanım’ın şahsi mülkünden ısrarla verdiği para ile Fransızlardan geri aldı.
23. Yıldız Çini fabrikasını, Beykoz ve Kağıthane kağıt fabrikalarını kurdu.
24. Pekin’de Üniversite kurdurdu.
25. Toplu sünnet merasimleri yaptırıp her bir çocuğa çeyrek altın gönderdi ve bu yüzden yaz aylarında toplu sünnetlerin yaygınlaşmasını sağladı.
26. Kendi el emeği ile kazandığı ve biriktirdiği parasından bir kısmını her sene borç yüzünden hapse düşenleri kurtarmaya tahsis etti.
27. Her yıl 30 bin saksı satın alıp çiçek ektirdi.
28. İzmir limanına izinsiz giremeye kalkan ABD savaş gemisini top ateşine tutturdu.
29. Kendi elleri ile yaptığı marangozluk eşyalarını özellikle gazilere hediye ederdi.
30. Kendisine yapılan bombalı suikasti düzenlemesine rağmen Ermeni katili affedip Avrupa’da hafiyelik yapmaya gönderdi.
31. Daha sonra Çanakkale Savaşı’nda kurtarıcımız olacak topları yaptırdı.
32. Sadece Anadolu’da 14 bin ilkokul açtı.
33. Telefonu Avrupa ile birlikte ülkemize getirtti.
34. Peygamberimize, dinimize veya Osmanlı’ya hakaret içeren oyunları Fransa, İngiltere, Roma ve ABD’den kaldırttı.
Kaynak: Samanyolu Haber
Efendim, kurtların kuşların dilinden anlayan Süleyman aleyhisselama gelen bir meraklı adam yalvarır:
- Ne olur ey Allah’ın Nebisi, bana hayvanların dilini öğret de ne konuştuklarını ben de anlayayım.
Süleyman aleyhisselam, olmaz, der. Sen onların konuştuklarını anlarsan sabredemez, başına bir iş açarsın!.
Ne var ki adam ısrar eder. Süleyman aleyhisselam da ısrarcı adama hayvanların dilini öğretir. Bundan sonra evinin avlusunda oturan adam çöplükteki köpekle horozun konuşmalarını dinlemeye başlar. Bir ara garip sesler çıkaran köpekten şu sözleri duyar: – Horoz kardeş, sen arpayla buğdayla da karnını doyurabilirsin. Biraz ötedeki taneleri yesen de ekmek kırıntılarını bana bıraksan olmaz mı, benim karnım çok aç. Horoz şu cevabı verir: – Sabret köpek kardeş, yarın buraya ağanın ölen eşeğini getirip bırakacaklar, bolca et yer, karnını iyice doyurursun.
Bunu duyan ağa hemen koşar ahırdaki eşeği alıp doğruca pazara götürür. Yoksul bir adama satıp parasını cebine koyduktan sonra söylenerek döner: – İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa eşek elimde ölecekti. Ertesi gün yine kulak kabartır çöplükteki seslere. Köpek sitem etmektedir horoza: – Hani ağanın eşeği ölecekti de ben de bolca et yiyecektim ya? Horoz cevap verir:
- Ağa açıkgözlük edip eşeği sattı. Ama üzülme, bu sefer ağanın atı ölecek. Buraya getirip bırakacaklar, bolca et yer, karnını iyice doyurursun.
Ağa yine hızla kalkar, ahıra gidip atı alarak pazara götürüp hemen satar. Dönerken de yine söylenir:
- İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa at da elimde ölecekti. Bakalım şimdi neyi konuşacaklar diye merakla beklemeye başlar.
Bu sefer köpek daha yüksek sesle sitem ediyor: – Horoz kardeş, beni yine aldattın. Hani ağanın atı ölecekti ya?
- Ağanın atı, sattığı zavallının elinde öldü. Ama üzülme der, bu sefer daha büyük bir ziyafete konacağız hep birlikte. Köpek inanmaz:
- Hadi hadi beni yine aldatıyorsun. Horoz kesin cevap verir:
- Hayır, aldatma falan yok, durum ciddi. Çünkü der, malına gelen ziyana razı olmayan ağanın bu sefer ziyan canına gelecek, razı olmadığı malı yerine kendisi ölecek, bela bu defa kendi canına gelecek. Arkasından yemekler yapılıp etler pişirilecek, artanı da bizlere dökülecek, ye yiyebildiğin kadar.
Ağa bunu duyunca şaşırır, sağa sola koşuşturmaya başlar, yok mu beni kurtaracak biri, diye söylenir. Derken gece hastalanan ağa sabaha çıkmaz, ölür.
Arkasından yapılan yemek, pişirilen etlerden artanlar çöplüğe dökülür, uzun zaman hayvanlar ziyafete konmuş olurlar. Bu sırada horoz söylenir:
- Keşke insanlar, gelecek ziyan malıma gelsin, cana değil diyebilselerdi, bunda da bir hayır vardır, diyerek mala gelen musibete razı olup sabırla karşılasalardı. Ne yazık ki bazıları bunu diyemiyorlar. Mallarına gelen musibete razı olmuyor, sanki canlarına davetiye çıkarıyorlar. Sonra da derin pişmanlıklar duyuyorlar ama pek faydası olmuyor.